Kurbansız Bir Bayram Kahvaltısı Mümkün  |  Erdoğan İktidar İçin Her Şeyi Göze Aldı  |  Yakılan HDP Hopa İlçe binasına 'inadına barış' pankartı  |  Trabzon'da Linç Girişimi  |  Kıyıya Vuran Bir Çocuk ve Sorular, Sorular...  |  Bir Çocuğun Ölümü: Acıdan Siyasi Mücadeleye  |  Rize'de AKP'li başkandan seçim tehdidi: Oy vermezseniz havaalanı yok!  |  Samsun’da HDP mitingine faşist saldırı  |  Aydın Çak'ı Kaybettik...  |  Bartın’da HDP İl Başkanlığı’na faşist saldırı  |  
MURTEZAOGLU


UNUTULMAYANLAR
REKLAM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
REKLAM
ÖNEMLİ LİNKLER
REKLAM
İLAN - DUYURU
EN ÇOK OKUNANLAR
REKLAM
İSTATİSLİK

Anasayfaya Dön Anasayfaya Dön 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto


Türkiye'nin En Temel Sorunu Nedir?

20Ocak2014, 13:38

Türkiye’nin en temel sorunu bana göre tek saptamayla: Demokrasi kültürünün olmayışıdır.


Türkiye’nin en temel sorunu bana göre tek saptamayla: Demokrasi kültürünün olmayışıdır.

Zira bu kültür, bu topraklarda her zaman “öteki” ve “düşman” olarak algılanmıştır.

Partilerin isimlerinde ya da programlarında demokrasi sözcüğünün yer almasının hiçbir anlam ve önemi yoktur. Tıpkı Hitler’in Alman Nasyonal Sosyalist Partisi’ndeki “sosyalist” sözcüğü gibi. Çünkü partinin kendisi hem teorik olarak hem de pratik olarak sosyalizmin tam karşısında yer almıştır.

Hatta; bu kavramı kim en çok kullanmışsa; en çok zararı da o vermiştir.

 

Demokrasiden ne anlamalıyız? Uzun uzun kavramlara, tartışmalara girmeye gerek yoktur.

Demokrasi en kısa tabirle; seçilmişlerin seçilmemişleri korumaları ve azınlığın hayır deme hakkının güvence altına alınmasıdır. En özeti budur.

 

Demokrasi kültürü bu günün sorunu değildir. Bu toprakların her zaman sorunu olmuştur.

Her gelen iktidar bir önceki dönemi aratıyorsa; orada demokrasi açığı giderek büyüyor demektir.

Bu gün ülkede hangi sorunun altına bakarsanız bakın, işte bu demokrasi kültürünün olmayışı çıkar.

 

Kürt meselesinde de durum budur; bu günkü yolsuzluk iddialarına karşı girişilen durdurma operasyonları da budur, yargıdan futbola kadar her türlü müdahalenin altından da bu çıkar, hırsızlığın altından da bu çıkar, askeri vesayetin ve dinsel istismarın altından da bu çıkar. Sendikal hareketlerden sivil toplum hareketlerine, emek-sermaye çelişkisinden her türlü azınlık sorununa kadar hangi taşın altına bakarsak bakalım, sorunun burada yattığını görürüz.

 

Peki benim gördüğüm, çok sayıda insanın gördüğü bu sorunu, bu ülkenin sorumluları görmüyorlar mı? Elbetteki görüyorlar. Ama ne zaman? Sıra kendilerine geldiğinde. İşte o zaman çok bilinen Alman papaz Niemöller’in hikayesi de sık sık konularımıza girer. Sıra kendine gelince görmek zaten demokrasinin katledilmesi demektir.

Bu ülkede kazananlar hiçbir zaman demokrat olmamıştır.

Demokrasi adeta kaybedenler kulübünün felsefesidir.

 

TUT-ARSIZLIK

 

Türkiye’de bu gün en tepeden en dibe kadar müthiş bir tutarsızlık yaşanmaktadır. Siyasetten dine, hukuktan emniyete, siyasetçisinden sokaktaki insanına kadar alabildiğince tutarsızlık ülkeyi kansere çevirmiştir.

Ergenekon, Balyoz, Oda TV, KCK davalarında “benim savcım” “benim polisim” vs gibi yaklaşımlarla, büyük bir çoğunluğu daha neyle suçlandığını bile bilmeyen insanları, yıllarca esir edince bu ülkede “adil yargı” oluyor; fakat senin savcıların, senin polislerin seni de sorgulamaya başladıklarında “darbeci” oluyorlarsa, bu söylediklerinden biri kesinlikle doğru değil: Eğer darbecilerse; bir daha “benim” lafını kullanma. Yok eğer “senin”lerse onlar darbeci olamazlar. Ancak ben senin doğru konuştuğunu düşünüp: “Senin darbeci savcıların ve polislerin” diyorum bunlara. Mantık budur.

 

Bir de bu işin yandaş yazar-çizer ve halk kısmı var. Başbakanı neredeyse haşa Allah seviyesinde gören bir cüşu huruş var kitlelerde. Yukardan ne deniyorsa o.

“Şu kötüdür” deniyor, kitleler “Evet o kötüdür” diyor. “Şu iyidir” deniyor, kitleler “Evet iyidir” diyor. “Şu darbecidir” deniyor, kitleler “Evet darbecidir” diyor. Yani akıl sadece bir merkeze bağlı. O merkeze bağlı beyinler de doğrudan komutu alıp onaylıyor. Durum bu derece açık ve ne yazık ki utanç vericidir.

Bu ülkede protesto olarak boş “ayakkabı kutusunu” göstermek bile, polis sürüsünün eve baskın yapıp göstericiyi ve kutuyu tutuklamasına neden olabiliyor ve bu bile bu kitlelerce alkışlanıyorsa; Türkiye’de demokrasiden söz etmek, darbeye karşıyız demek, çok büyük bir ahlaksızlık olur.

 

CEMAAT “UFO” MUDUR?

 

Beni tanımayanların her şeyden önce bilmesi gerekeni en başta söyleyeyim: Cemaate de AKP’ye de “günahımı bile vermem” dersem, sanırım gerisi daha kolay anlaşılacaktır.

Bir sürü tartışma yaşanıyor. “Paralel devlet”, “dost modern darbe”, “hizmet hareketi”, “çete”, “dış güçler” “faiz lobisi” hepsi bildiğiniz şeyler. Ekranlarda ve medyada ağırlıklı olarak başbakana biat etmişlerin, şimdi Fetullah’ın beddualarını aratacak iddiaları ve hakaretleri gırla gidiyor. Başbakan bile “haşhaşin örgütü” diyecek kadar ileri gidebiliyor.

Sanki bu cemaat denen ve devleti ele geçiren hareket, UFO denilen “tanımlanamaz uzay cisimleri”ymiş gibi bir yere konuyor. Resmen milletle dalga geçiliyor.

Çok uzun yıllardır el ele, kol kola, kafa kafaya verilerek çıkılan ve iktidar olunan yolda; şimdi birden bire cemaat UFO oluyor. Buna gülsek ne olur ağlasak ne olur? Bu nasıl bir çelişki ve kendini reddetmedir? Nasıl bir yalandır? Bu konularda konuşan ve yazan binlerce insan, siyaset yapanlar nasıl da birden ailenin bir tarafını reddedebilmektedirler?

Sanırsınız ki bu UFO, bir gece ansızın başka bir gezegenden dünyamıza inmiş, ordan Meclis’e, yargıya, emniyete vs. sızmış, her şeyi ele geçirmiş. Bu hangi akla, hangi zekaya hitap eden bir yaklaşımdır?

Adama sormazlar mı; insan yıllarca aynı evi paylaştığı, beraber yiyip içtiği, hayaller kurduğu, birlikte yola çıktığı ve son on bir yıldır iyi günde kötü günde kesintisiz evlilik yürüttüğü eşini nasıl olur da bir anda fark etmiş olur?

Sorun ne o zaman? Sorun kendi aralarındaki iktidar çatışmasından başka hiçbir şey değildir.

AKP kendisine belirlenen sınırları ihlal etmeye kalkınca, kendilerine sınırlar hatırlatıldı. Hepsi budur.

Bütün bu laf kalabalığının arkasında kesinlikle halk için de demokrasi için de bir fayda yoktur. Umarım bütün bu hırgür içinde hırsızlıklar detay olarak kalmaz. Kendi dertleriyle boğuşsunlar, ne diyelim.

 

CHP ADAYLARINA SORULAR

 

Önümüzde yerel seçimler var. Siyasete atılanlar arasında benim de yakından tanıdığım isimler var.

Bugünkü AKP belediyesi göreve devam edecek olursa, onlara hiçbir sorum yok. Çünkü onların ne yapacaklarını ya da yapmayacaklarını zaten biliyorum: Betonlaşma ve proje demagogluğu, dumandan boğulan ve zırt pırt suyu kesilen Trabzon’un, dünyanın en yaşanabilir kenti olma yalanlarından başka, bunlardan duyacağım başka yalanları da duymak istemiyorum zaten.

 

Ama CHP’li aday ya da adaylar gelirse onların ne yapacaklarını da merak ediyorum. Ben de gönlümden geçenleri soruyorum:

 

BİR:  Meydan’dan Boztepe’ye çıkan yolun başlangıcında, şehri katledercesine bıçak gibi kesen, görüntüyü kirleten, şehrin anatomik yapısına bir tecavüz olarak gördüğüm o “ucube köprüyü” yıkacaklar mı?

 

İKİ:  Belediyenin mahzenlerinde çürümeye bırakılan büstler ordan çıkarılıp, bunların yanısıra bu şehre emeği geçmiş başka değerlerin yapılacak büstleriyle birlikte oldukları yerlere konacaklar mı?

 

ÜÇ:  Haçkalı Baba Devlet Hastanesi’nin adı değişecek mi? Hep merak etmişimdir: Bu zatın bilime ve tıbba ne gibi katkıları olmuştur da bir hastaneye adı verilmiştir.

 

DÖRT:  Ayasofya, cami olma eziyeti ve emrivakisinden kurtarılıp eski konumuna döndürülecek mi?

 

Diğer soruları başkalarına bırakıyorum.

 

 

Son Söz:

 

Az daha Suriye’ye giriyorduk, şimdi ne oldu?

 Sinan ÖZTÜRK/KUZEY EKSPRES


Karadeniz Ses

Toplam 1121 Defa Okunmuştur.

 Yazdyrylabilir SayfaTavsiye Et Yorum Yaz


YEREL BASINDAN SEÇMELER


KÖŞE YAZARLARI
Mehmet KÖŞNEK Mehmet KÖŞNEK
İŞTE BİZİM COĞRAFYAMIZ
Hüseyin ÇAKICI Hüseyin ÇAKICI
Öğretmen ve Tecavüz
Ayhan EYİKOÇAK Ayhan EYİKOÇAK
MEĞER TÜRKÇE
Av.Fikret İLKİZ Av.Fikret İLKİZ
Savaşi Karşı Medya ve Barış
Yusuf GÜRCUSU Yusuf GÜRCUSU
Hopa!
Sezai SARIOĞLU Sezai SARIOĞLU
Kağıtsız Gemiler
Tevfik KARA Tevfik KARA
Reklamcılık Bir Sanattır..!
Gündoğdu YILDIRIM Gündoğdu YILDIRIM
Japon Mühendis
Prof.Afşar TİMUÇİN Prof.Afşar TİMUÇİN
İnsan İnsanla Güzeldir
Ali DİLKİ Ali DİLKİ
Hükûmet Dört Yüzü Buldu
Mıgırtiç MARGOSYAN Mıgırtiç MARGOSYAN
Amigoluk Meselesi
Doç.Dr.Çağatay ÜSTÜN Doç.Dr.Çağatay ÜSTÜN
Bir Duruş Olmalı...!
Özcan TEMEL Özcan  TEMEL
Çanakkale Şehidi Uzunömeroğlu Ömer
Coşkun ÖZBUCAK Coşkun ÖZBUCAK
Fiskobirlik
Şevket ÇORBACIOĞLU Şevket ÇORBACIOĞLU
Arhavi'nin Doğasına ve Doğanına Dolar İçin Saldıranlar
Sevda KAKALİÇOĞLU Sevda KAKALİÇOĞLU
TOPRAĞA İZ BIRAKIYORSUNUZ
Deniz Alan HELD Deniz Alan HELD
Çevre Dostu ve Antikapitalist Hediye Seçenekleri
Köşe yazarı sayımız fazla olduğu için burada sadece son 17 köşe yazısı gösterilmektedir.Tüm yazarlar için Tıklayın..
REKLAM
SÖYLEŞİ VE DOSYALAR
Erdoğan İktidar İçin Her Şeyi  Göze Aldı
Erdoğan İktidar İçin Her Şeyi Göze Aldı
Yazar Aydın Çubukçu: 1 Kasım’a giderken hedef bellidir; 7 Haziran’ın tekrarlanmaması diye bir hedef vardır ve bunun için kullanılacak araçlar da doğrusu iç açıcı bir manzara çizmiyor.
AFORİZMALAR
Siyaset Toplum Problemlerini Çözmenin Dışında Kalırsa
Siyaset Toplum Problemlerini Çözmenin Dışında Kalırsa
İktidarı almayı yakın hedef görmek için; iktidara çatmak, iktidarın yaptıklarını halka tercüme etmek, iktidar getirseydi; sokakdaki herbir insan iktidar olma şansını taşıyor olurdu.
HERŞEYE RAĞMEN ETİK
Bilimin Mantığı Siyasetin Önündedir
Bilimin Mantığı Siyasetin Önündedir
Her Şeye Rağmen Etik aktivasyonu sorumlusu Doç. Dr. Çağatay Üstün, Mersin Akkuyu’da yapılması planlanan ve temeli atılan nükleer santral tesisinin yapımının oldu bittiye getirilmesinin doğru olmadığına değinerek eğer bilim siyasetin üstündeyse siyaset bilimin sesine kulak vermelidir dedi.
© Copyright

KaradenizSes.Com Basın Meslek İlkelerine Uymaya Söz Vermiştir. Bu internet sitesinde yayınlanan haber, makale, yorumlar yazarını bağlar. Karadeniz Ses sorumlu tutulamaz. Tüm Hakları Saklıdır © Copyright 2007 - 2010 karadenizses.com
Hakkımızda | Yazar Girişi

Tasarım - Editör - Teknik Sorumlu
UstaSoft İnternet Hizmetleri